çocukluk
A/. elde edemediği, isteyip de alınmayan, ya da izin verilmeyen bir şey için ağlamaktır.
B/. yitirip ya da kırdığı bir şey için üzülmesini bilmek. bu çocukluktur. çocuk, içindedir onun.
büyüyünce A unutmak olacak, ağlamak B ye inecektir.
özdemir asaf..
çocukluk’muş benim ki..
y’ol…
her gün bir kez bu kitabın başına geçtim. her gün bir kez dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm, her gün bir insana bakıp, yüzümü yere eğdim. her gün bir gazeteye boş gözlerle baktım. her gün birileri konuştu, onları dinliyor gibi yaptım. her gün bir kez “neredeyim” diye sordum kendime. her gün bir kuzey kışı indi içime. her gün karşımda duran fotoğraflarına baktım. bir kez öfkelendim her gün bir kez sordum kendime neden bu kadar bağlandın. her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. belki de her şey. her gün bir barbar, bir medeni ile gezdim sokaklarda. minareleri her gün sabaha ezan sesleriyle ben açtım. her gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm, her gün her şeyi anladığımı düşündüm. güvercinleri yolculadım. her gün, günlere dayanamadığımı düşündüm. kitapları alt alta dergileri kıvırarak yan yana dizdim. ne idüğü belirsiz yerler benimle yürüdü. gördüğüm her “cümle” bana bir bıçak gibi battı, anlamadım. her gün bir taş parçası söktüm içimden. her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. her gün, gün bitiyor gece bitmiyor dedim. her gün işlerin beni avutmadığını gördüm. ayrılık günlerini sonradan niçin sisli bir perde gibi hatırlarız diye sordum. öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim. her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde. her gün sana içimden bir kez “sevgilim” diye seslendim. her gün sana bir kez “zalim” diye seslendim. her gün, yan yana oturup birbirine rikkatle bakan iki yaşlı kadını düşündüm. her gün o kadınların bu fotoğrafı yırtıldı dedim. her gün “ah” ettim bir kere, bir kere o âh’ı geri aldım. her gün “yol arkadaşım” dedim, kahırla kapladım sözlerimi. her gün acını tattım. her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm. her gün bir kilidi açmaya çalıştım. başka bir şey vardı, başka bir şey; ben sana dünyanın değil yeryüzünün diliyle seslenmiştim. çile nedir, günah ne? bana ne bunlardan. dünyanın merkezi sendin her gün ben senden uzayan uçsuz bucaksız bir kara. karrrrrrrrrraaaaaaaaaaaaaa.
birhan keskin..
gördüm..
bugün bi kedi gördüm…………. gördüm evet evet bi kedi gördüm……
sanki?
dar kapı!
matta, 7:1/14
(1) başkasını yargılamayın ki siz de yargılanmayasınız. (2) çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız, hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız. (3) sen neden kardeşinin gözündeki merteği farketmezsin? (4) kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, “izin ver, gözündeki çöpü çıkarayım dersin? (5) seni ikiyüzlü! önce kendi gözündeki merteği çıkar; o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.
(6) «kutsal olanı köpeklere vermeyin. incilerinizi domuzların önüne atmayın. yoksa bunları ayaklarıyla çiğnedikten sonra dönüp sizi parçalayabilirler.»
(7) «dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. (8) çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır. (9) hanginiz kendisinden ekmek isteyen oğluna taş verir? (10) ya da balık isterse yılan verir? (11) sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, göklerdeki babanız’ın, kendisinden dileyenlere güzel armağanlar vereceği çok daha kesin değil mi?
(12) «insanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. çünkü kutsal yasa’nın ve peygamberlerin söylediği budur.»
(13) «dar kapıdan girin. çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. bu kapıdan girenler çoktur. (14) oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. bu yolu bulanlar azdır.»
duma dum dum portakal soydum!
çocukken ne şarkılar söylermişiz brehh breh!!!
iki elim iki kolum
bacaklarım var
her insanda bir burun
bir de ağız var
sen hiç gördün mü?
üç kulaklı bir adam. ha ha ha ha ha
olur mu hiç üç kulak?
dön de aynaya bak.
iki gözüm iki kaşım
kirpiklerim var
inci gibi dişlerim
bir de çenem var
sen hiç gördün mü?
üç dudaklı bir adam. ha ha ha ha ha
olur mu hiç üç dudak?
dön de aynaya bak...
sen hiç gördün mü?
…… bir adam. hahahha
olur mu…..?
dön de aynaya bak!!!
soruyu siz sorun bu kez büyümüş halinizle cevabı vermeden aynaya bakın sadece…
bi de şu vardı ki pek acıklı;
yemyeşil kırlarda
bir yavru geyik varmış
annesinin peşinde
hoplaya hoplaya oynarmış
mini minicik mini minicik
mini mini mini mini miniminicik
mutluluk dağlarda
yerde suda gökteymiş
gündönümü gelince
yavruya sanki nazar değmiş
mini minicik mini minicik
mini mini mini mini miniminicik
söyleyin siz şimdi
hep avcılar gelsin mi?
tüfeğini doğrultup
sevgili yavruyu vursun mu?
mini minicik mini minicik
mini mini mini mini miniminicik
söyleyin bakalım yavruyu vursun mu?
my blueberry nights
haddimi aşan cümleler kuracağım bu başlık altında.. wong kar wai‘yi bu denli seviyor olmam yeter sebep olabilir belki de haddimi aşmama, kimbilir?.. zira naçizane fikrimce birini-bir şeyi seviyorsanız bu az biraz ona karşı cürektar olma hakkı tanır size..
hayatımda “kocaman boşlukları” doldurulamaz yerlere burnunun dibine kadar gelip oradan bakan o iki film (chungking express, in the mood for love) varken bu neydi bu? demeye hakkım var mı yok muyu gözetmeden söyleyiveriyorum işte.. şimdiye dek sustum sustum ama yeter artık bu neydi bu?
nasıl yapabildin bana bunu? neden mıh gibi aklıma kazınan tek bi plan kalmadı elimde bittiğinde 1saat 30 dakika? neden melodisi ruhumda salınan resimler yok? nereye uçtu her şey?????
ya da bana ne oldu da hepsi bu kadar uçucu?????
aklımda tek kalan cümle:
“tüm olanlardan sonra karşıdan karşıya geçmek hiç de zor değil.
bu karşı kaldırımda sizi kimin beklediğine bağlı.”
hah bi de norah jones abladan dinlediğimiz “the story” var ya onu da sevmiyorummmm!!!!!!!!
ahh bi de çekme çekme!! ingilizce çekme çekmee!
5 aralık fairuz!
arabeskimin en demli hali Fairuz Derin Bulut 5 Aralık Cumartesi haymatlos sahnesindeymiştir…. dinleyin, izleyin, lıkır lıkır için diyeee duymayanlar duysunnnnnn!!!!!!
giriş 10 TL bir bira dahilmiştir.
HAYMATLOS nerde diyen olarsa da:
İstiklal Cad. Rumeli Han (Ağa Camii’nin yanındaki han) No:48 C Blok Kat:2
caz
“her şeye rağmen kendilerini iyi hissetmeyi seçmiş insanlar tarafından benzer kişiler için yapılan müziktir.”
johnny griffin
ne de güzel söylemiş, mis mis..
ve caz hayatın balköpüğü, çilekli dondurması, sade kahvesi, hanımeli kokusu ve pek tabi yaranızı üfleyen dostu.. bu da benden olsun.. dinlediğim parçanın etkisinden sıyrılmadan affınıza sığınarak sayıkladığımı da yazdım işte.. çenesi düşük gecelere………….
leningrad kuşatması!
kuşatmanın son yılında, yiyeceksizlikten ölen 12 yaşındaki tanya savicheva’nın günlüğünden:
“zhenya 28 aralık 1941′de saat 12:30′da öldü. büyükannem 25 ocak 1942′de saat 3′te öldü. lyoka 17 mart 1942′de saat 5′te öldü. vasya amcam 13 nisan 1942′de saat 2′de öldü. lyoşa amcam 10 mayıs 1942′de saat 4′te öldü. annem 13 mayıs 1942′de saat 7:30′da öldü. saviçev’ler öldüler. herkes öldü. yalnızca tanya hayatta.”
“her ölüm dünyada bir çatlak açar-bir boşluk bırakıp öyle gidermiş her kişi.önemli olan,çatlağı açıkça görebilmek,boşluğu olduğu gibi yüklenebilmekmiş.”
oruç aruoba
tanya o çatlakları ve bıraktığı boşlukları nasıl da peşi sıra görüp yüklenmiş çocuk omuzlarına bakmadan!
ve evet,
koyu bir cumartesi sabahında belki de bi küçük çocuk dünyaya bile gelmeden gördü ölümü kimse görmeden……
